Yazarlar

ÇUF ÇUF: Akıl Hastanesinden Dönenler

ALI BADILLI Elazığ Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi 59 Views
100%
Recommendation 10 users voted

About

ÇUF ÇUF: Akıl Hastanesinden Dönenler

Gerçek olaylardan ve halk arasında anlatılan rivayetlerden esinlenerek yazılmış kurgu bir hikâyedir.

1965 yılının sonbaharı...

Elazığ'ın sabahı pusluydu.
Dağlardan inen serin rüzgâr,
şehrin sokaklarında sessizce dolaşıyor,
insanlar her zamanki telaşlarıyla işlerine gidiyordu.

Şehrin dışında bulunan Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi ise
her zamanki gibi sakindi. Koridorlarda kimi kendi kendine konuşuyor,
kimi duvara bakıyor, kimi de sessizce gökyüzünü seyrediyordu.

Onlardan biri de herkesin "Deli Mehmet" dediği yaşlı bir adamdı.
Saçları dağınık, elbiseleri eskiydi.
Ama gözleri...

O gözlerde tarif edilemeyen bir huzur vardı.
Kimse onun neden sürekli gökyüzüne baktığını anlamazdı.
Bir gün cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı.

Hemşire uzaktan izliyordu.
Mehmet, titreyen elleriyle yazıyordu.
"Allah'ım...
İnsanlar bana deli diyor.
Belki haklıdırlar.
Ben dünyanın hesabını yapamadım.
Mal biriktiremedim.
Kimseyi kandıramadım.
Kin tutamadım.
Ama Sen beni biliyorsun.
Ben Seni unutmadım.
Eğer akıllılık Seni unutmaksa...
Ben deli kalmaya razıyım."

Mektubu katladı.
Göğsüne bastırdı.
Sonra gökyüzüne kaldırdı.
Sanki posta kutusu göklerin kendisiydi.
Aradan birkaç hafta geçti.

Bir sabah hastanede büyük bir telaş başladı.
Kapılar açık kalmıştı.

Yüzlerce hasta dışarı çıkmıştı.
Şehirde herkes panik içindeydi.

Polisler...
Jandarma...
Görevliler...

Saatlerce aramalar yaptılar.
Ama hastaların çoğu bulunamıyordu.
Başhekim derin düşüncelere daldı.
Bir süre sonra gülümsedi.
Eline eski bir düdük aldı.
Şehrin meydanına çıktı.
Derin bir nefes aldı.

"Çuuuf..."
diye düdüğü çaldı.
Sonra yüksek sesle bağırdı.
"Tren kalkıyor!
Herkes vagona!"
Arkasına ilk hasta geçti.
Sonra ikinci...

Üçüncü...
Derken uzun bir tren oluştu.
Başhekim önde...
Arkada yüzlerce insan...
Herkes "Çuf çuf...
Çuf çuf..."
diye yürümeye başladı.

Sokaklardaki insanlar önce şaşırdı.
Sonra gülmeye başladılar.
Çocuklar alkış tuttu.
Bazıları da trene katıldı.
Kimse fark etmedi.

Trene sadece hastalar değil...
Meraklı insanlar da ekleniyordu.
Hastanenin kapısına ulaştıklarında görevliler sayım yaptı.

Kaç kişi kaçmıştı?
Dört yüz yirmi üç.

Peki kaç kişi geri dönmüştü?
Altı yüz on iki.
Görevliler birbirine baktı.
Kim hastaydı?
Kim değildi?
O an kimsenin buna kesin bir cevap veremeyeceğini anladılar.

Günler geçti.
Kış geldi.

Bir sabah Deli Mehmet sessizce vefat etti.
Eşyaları toplanırken cebinden katlanmış bir mektup çıktı.
Başhekim dikkatlice açtı.
Mektubun sonunda şu cümle yazıyordu:

"Ey Rabbim...
Beni insanlar arasında değil,
Senin katında akıllılardan eyle.
Çünkü insanların verdiği isimler değişir.
Ama Senin hükmün hiç değişmez."

Başhekim uzun süre konuşamadı.
Pencereden dışarı baktı.
Aklına o tren geldi.
Altı yüz on iki kişi...

Belki de hayatın en büyük sorusu buydu.
Gerçek akıl neydi?
Diploma mı?
Servet mi?
Makam mı?

Yoksa insanın Rabbini unutmadan yaşayabilmesi miydi?
Yıllar geçti.

O mektup dilden dile dolaştı.
Kimileri bunun bir delinin yazısı olduğunu söyledi.
Kimileri bir velinin.
Kimileri ise sadece güzel bir hikâye...

Fakat mektubu okuyan herkes aynı yerde durup düşündü.
Belki de insanı deli eden, aklını kaybetmesi değildi.

Asıl delilik...

Hakikati görüp de görmezden gelmekti.

Ve Elazığ'ın o eski hastanesinde yıllar önce yükselen "Çuf çuf..." sesi,
sadece kaçan hastaları değil;
bazen kendi dünyasında kaybolmuş insanları da
hakikate çağıran bir hatırlatma olarak hafızalarda yaşamaya devam etti.

Hakiki Akıl

Başhekim, Mehmet'in Allah'a yazdığı mektubu tekrar eline aldı.
Satırları okudukça gözleri doluyor,
her cümlede ayrı bir hikmet hissediyordu.

Masasının üzerindeki kitaplığa yöneldi.
Orada yıllardır duran Risale-i Nur Külliyatından Sözler kitabını açtı.
Daha önce işaretlediği sayfada şu cümle yazıyordu:

"İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder."
(Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)

Başhekim, cümleyi birkaç kez sessizce tekrar etti.
"Demek ki insanın gerçek değeri; makamıyla,
servetiyle veya insanların ona verdiği unvanlarla değil,
imanıyla ölçülüyor."

Pencereden hastanenin bahçesine baktı.
Bir zamanlar "deli" denilen insanların yürüdüğü yollar şimdi sessizdi.
Mehmet'in mektubundaki şu satır zihninde yeniden canlandı:

"Eğer akıllılık Seni unutmaksa, ben deli kalmaya razıyım."

Başhekim içinden şöyle geçirdi:
"Belki de insanlar onun aklına değil,
hâline baktılar. Allah ise kalbine baktı."

O gün, hastanenin bahçesinde esen rüzgâr yalnız ağaçların yapraklarını değil,
başhekimin yıllardır zihninde taşıdığı birçok önyargıyı da savurup götürdü.

Çünkü hakiki akıl, insanı Rabbini tanımaya ve O'na kulluğa götüren akıldı.

Location

ALI BADILLI Elazığ Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi

Get Directions
Ad Space 728 × 90