İMTİHANIN ADIDIR BUĞDAY
Hakkında
Av.Dr. M.Lamih Çelik
“Babam buğday tanesine cennet bahçesini sattı, dünya mülkünü bir arpa tanesine satmazsam babamın oğlu değilim…”(Hafızı Şirazi)
Bugün Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Buğday Şenliğinde “ Buğdayın İzinde: Göbeklitepe’den Günümüze İnsanlığın Hikayesi” adlı Yasin Küçük tarafından hazırlanan sergiye katıldık.Her bir görselin kitaba denk geldiği sergi için Yasin Küçük’ü tebrik ediyorum. Müzeler Müdürümüz dostum Müslüm Yazar’ın üstadım “buğday senin için ne anlam ifade ediyor?” diye sorunca “imtihanın adıdır” dedim. Recep Akyol ağabeyimin isteğiyle de konuyu genişçe açıkladım.Söz uçar yazı kalır dercesine görüşümü yazıya dökeyim dedim.
Kökeni, insanlık tarihi kadar eskiye dayanan buğday, birçok toplum ve medeniyet için daima temel besin kaynağı olmuş ve buğdaya ve tohuma kutsiyet atfedilmiştir. Semih Kaplanoğlu’nun Buğday filmine göre yeryüzünde tüm kaynaklar yok olsa, insan hayatını idame ettirecek ürün, buğdaydır. Hz.Adem’e yemesi yasaklandığı halde yediği ağacın hangisi olduğu tartışmalıdır.Daha çok elma olarak bilinsede İbn Abbas,Ebu Malik ve Katade’ye göre bu buğdaydır. Mevlana Mesnevisinde “Buğdayı gökten göndermiş olandan buğday uğruna ayrıldın sen.” Der. Mesnevide “Can, karıncaya benzer, beden de buğday tanesine. Karınca her an onu bu yana taşır durur.” Der.
Yine bir rivayete göre de Hz. Âdem acıktıktan sonra buğday, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla gönderilmiş, bu buğdayın nasıl öğütüleceği ve nasıl pişirileceği de Hz.Adem’e Cebrail tarafından öğretilmiştir.(Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, 1/163-164)
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde Adem’in ilk yiyeceğinin buğday çorbası olduğunu, bir kimse evine birini davet ettiğinde “Baba aşı çorbası yiyelim” dediğini söyler.
Bektaşî şairlerinden Azmî Baba nefeslerden birinde cennetteki yasak meyvenin buğday oluşuna gönderme yaparak “Sekiz cennet yaptın sen âdem için / Adın büyük bağışla anın suçun / Âdemi cennetten çıkardın niçin / Buğday nene lâzım harmancı mısın?” demektedir. Yüce Kitabımıza göre, ilk kurban Hz. Âdem’in oğulları Habil ile Kabil’den istendi. Her ikisi de çalışıp kazandıklarından bir kısmını şükran nişanesi olarak Yüce Yaratan’a sunmakla mükellef oldu. Habil, koyun sürüsü içinde en semiz ve güzel olan koçu takdim etti Rabbine. Kabil ise dolgun başaklar yerine en cılız ekinleri gönülsüzce adadı. Kabule şayan olan, gönül rızası ile ve geciktirilmeden verilen Habil’in kurbanıydı: “Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti.” (Mâide, 5/27) Kurbanı kabul görmeyen Kabil, kıskançlık ateşi ile kardeşini ortadan kaldırmaya karar verdi. Habil’e “seni öldüreceğim” dediğinde o, kötülük karşısında tüm iyilerin sesi olarak “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben sana el uzatacak değilim.” (Mâide, 5/28) dedi. Hâbil ile Kâbil’in anlaşmazlığa düştükleri konu İslam literatüründe “kız meselesi” Yahudi literatüründe ise ”toprak“ olarak sunuluyor
Nobel ödüllü yazar José Saramago (1998) “Kabil” adlı romanı boyunca, Tanrı’nın neden Cennet bahçesinin ortasına Bilgi Ağacı’nı dikip sonra “bunu ellemeyeceksiniz” emrini verdiğini, sonra da bu emre uymayan Adem ve Havva’yı cennet bahçesinden kovduğunu; neden Habil’in sunusunu kabul edip Kabil’in sunusunu reddettiğini ve her şeyi bilen ve gören bir Tanrı olarak bunun yaratacağı sonuçları hesaplamadığını; ne olup bittiğini bile bile neden Kabil’e kardeşini sorduğunu sorup sorgulayıp durur.
Buğdayla imtihanı anlatan meşhur menkıbeye göre Hacı Bektaş-ı Velî’den buğday isteyen Yunus Emre’ye, Hünkâr “nefes” vermeyi teklif eder. Yunus buğdayda diretir. Hacı Bektaş, Yunus’a dilediği kadar buğday verilmesini emreder. Buğdayı alan Yunus "nasip sundular, alıcımın her çekirdeği başına on nefes verdiler, razı olmadım. Olmayacak iş ettim, gâfil oldum. Bu buğday bir nice gün içinde tükenir, nefes ise, ölünceye dek tükenmez. Ola ki, himmet ettikleri nasibi vereler” düşünceleriyle Hacı Bektaş dergâhına geri döner. Oradakilere, "buğday gerekmez o himmet olunan nasibi versinler" der. Yunus'un sözleri Hünkâr’a arz edilir. Hacı Bektaş “Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” sözleriyle karşılık verir. Yunus Emre “Adem oldum durmadım nefs boynunu burmadım / Yanılıp buğday yedim ucmakdan sürülüp geldim” der
Menkıbenin geleneksel yorumuna göre Hacı Bektaş’ın Yunus’a sunduğu nefes, Hz. İsa’nın ölüleri dirilten nefesidir. Bir inanışa göre çarmıhının altında İsa peygamberin kanının aktığı topraktan zeytin, buğday ve üzüm yetiştiğine inanılır.
Buğday sayesinde Yusuf zindandan çıkmıştır, Firavun’un rüyasında yedi yeşil ve yedi kuru başağı yorumlar. Buna göre Mısır’da 7 yıl kıtlık 7 yıl bolluk olacaktır. Hz. Yusuf bu tabiri üzerine zindandan çıkarılır.GAPTAEM Müdürü Dr. İbrahim Halil Çetiner yaptığı konuşmada; “ Yanımda getirdiğim bu başak buğdayın atası. Emmer ismi ile meşhur. Bu başak Karahantepe yakınlarında Tektek dağlarında bulundu. Bu başaktan geliştirdiğim çeşitler var. “ dedi. Bende neden bu buğdaydan ekşi mayalı bir “Göbeklitepe ekmeği” yapmıyoruz diye soruyorum.Gastronomi merkezlerinde ne zaman “Göbeklitepe ekmeği” sofradaki yerini alacak diye merak ediyorum.
Sergi alanın yapıldığı Mutfak Müzesinin güzide müdüresi Ayşe Akyol ve ekibinin hazırladığı hedik ve ilk kez tattığım “buğday şerbeti” on numara idi. Ancak birileri bunun patentini almadan adlarına tescil etmelerini öneririm.
Galeri