Badıllı Sait Bey Hanı,
Hakkında
Badıllı Sait Bey Hanı,
Şanlıurfa’nın geleneksel ticaret ve ulaşım dokusu içerisinde yer alan,
günümüzde fiziksel varlığını koruyamayan yapılardan biridir.
Hanın, sur dışında, Köprübaşı’ndan Kamberiye Mahallesi’ne doğru inen yol
üzerinde bulunduğu bilinmektedir.
Konumu itibarıyla kent merkezini çevre mahallelere bağlayan önemli bir güzergâh üzerinde yer alan yapı,
geçmişte bölgedeki ticari ve sosyal hareketliliğin bir parçasını oluşturmuştur.
Hanın adı,
Badıllı Aşireti’nin reisi olan Sait Bey’den gelmektedir.
Sait Bey’in 1880-1944 yılları arasında yaşamış olması,
yapının inşa tarihine ilişkin önemli bir ipucu sunmaktadır.
Bu nedenle Badıllı Sait Bey Hanı’nın 20. yüzyılın başlarında,
Sait Bey’in yaşam dönemine bağlı olarak inşa edilmiş olması muhtemeldir.
Yapının, dönemin kentleşme anlayışı ve ticari ihtiyaçları
doğrultusunda yol güzergâhı üzerinde konumlandırılmış olması da bu değerlendirmeyi desteklemektedir.
Badıllı Sait Bey Hanı, Kızılay’ın mülkiyetinde bulunmaktaydı.
Ancak yapı, 1960’lı yıllarda yıktırılmış ve yerine apartman inşa edilmiştir.
Bu durum, Şanlıurfa’da özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren geleneksel
yapıların ve tarihî ticaret mekânlarının modern yapılaşma
karşısında giderek ortadan kalkmasının dikkat çekici örneklerinden biridir.
Hanın günümüze ulaşamamış olması, yalnızca bir mimari yapının kaybı değil,
aynı zamanda kentin geçmişteki sosyal, ekonomik ve mekânsal dokusuna
ilişkin önemli bir tanıklığın da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak Badıllı Sait Bey Hanı,
günümüzde mevcut olmayan ancak Şanlıurfa’nın yakın dönem
şehir tarihinin anlaşılması açısından önem taşıyan yapılardan biridir.
Sur dışındaki konumu, Sait Bey ile olan ilişkisi ve 20.
yüzyılın başlarına tarihlenebilecek yapım süreci,
hanın kentin ticari ve toplumsal gelişimindeki yerini ortaya koymaktadır.
1960’lı yıllarda yıkılarak yerini apartmana bırakması ise,
geleneksel kent dokusunun modernleşme sürecinde uğradığı dönüşümü açık biçimde göstermektedir.
Günümüze Ulaşmayıp Yayın ve Arşiv Kaynaklarından
Saptanan Ruha (Urfa) Hanları Üzerine Bir Bakış
1649 yılında kente gelen Evliya Çelebi,
“Samsat Kapısı’ndan dışarıda hanlar vardır ki
her biri beşer altışar yüz at alır,
on adet kayadan oyulmuş kervansaray gibi emsalsiz
yerlerdir ki içinde insan kaybolur.
Allah’ın garib hikmetidir ki bu mağaralar Temmuzda
serin ve belki soğuk, kışın ise hamam gibi sıcak olurlar”
diye bahsetmektedir.
Oysa Urfa, İpek Yolu üzerinde kervanların konakladığı,
tüccarın alışveriş yaptığı kadim bir şehirdi.
Hanlar; otel, depo ve sosyal yaşam alanı olarak Urfa’nın ekonomik hafızasıydı.
Bu unutulan hafızayı gün yüzüne çıkaran isim ise
Cihat Kürkçüoğlu’dur.
Hoca’nın "Şanlıurfa Ticaret Yapıları"
adlı çalışmasında ayakta olan hanlar tanıtılmış,
yıkılan hanların isimleri ve yerleri belgelenmiştir.
"Şanlıurfa İslam Mimarisinde Süsleme"
adlı tezinde ise hanlardaki taş işçiliği ve süsleme detayları incelenmiştir.
Cihat Kürkçüoğlu, yıllarını Urfa’nın taşına toprağına adamış bir Urfa sevdalısıdır.
Emekleri sayesinde kaybolmaya yüz tutmuş hanlarımız yeniden hatırlanmıştır.
Kendisine sonsuz teşekkür ve başarılar devamını diliyoruz.
Diliyoruz ki bu çalışmalar ışığında ayakta kalan hanlarımız
restore edilerek Urfa’mıza yeniden kazandırılır.
Çünkü bir şehri yaşatan sadece kaleleri değil,
çarşısı ve hanlarıdır.
Galeri