Yazarlar

Kamore Mehmet Badıllı

Kamorenin evi mehmet badıllı 91 Views
100%
Recommendation 14 users voted

About

Kamore: Alın Teriyle Yazılan Bir Ömür
Şanlıurfalı'nın İstanbul'dan Tekirdağ'a uzanan emek hikâyesi.

Köyün Delikanlısı

Şanlıurfa'nın bereketli Külaflı toprakları arasında küçük bir köy vardı.
Bu köyde Muhammed adında bir delikanlı yaşardı.
Ne var ki köyde kimse ona Muhammed demezdi.
Herkes onu "Kamore" diye çağırırdı.

Kamore iri yapılı, cesur, cömert ve çalışkan bir gençti.
Haksızlıktan korkmaz, mazlumun yanında dururdu.
Köyde biri yardım istedi mi ilk koşan oydu.

Köydeki yaşlılar onu çok severdi, hastası olanın işini görürdü.

Köyde en zor, en ağır, en kirli iş olduğunda söylenen cümle hep aynıydı:
"Kamore'yi çağırın."
Kamore ise hiçbir zaman "Yapmam" demezdi.
Tek cevabı vardı: "Tamam, ben yaparım."
İnsanlar onun iyi niyetinden faydalansa da o kimseye kırılmazdı.

Baba Ocağındaki Fırtına

Kamore'nin tek derdi köylüler değildi. Babasıydı.
Her köyde bir kavga çıksa,
bir tartışma olsa, ilk gidilen kapı onların evi olurdu.
"Senin oğlun şöyle yaptı"
sözlerini duyan baba, Kamore'yi dinlemeden azarlar,
bazen ağır sözler söylerdi.

Kaoren’in içinde öyle büyük birikim vardı ki...
Derdini anlatmak istese de anlatamazdı. Çünkü gururluydu.

Babası onu sürekli azarlar,
köyde ne olursa olsun suçu hep onun üstüne atardı.
“Senin yüzünden bu hale geldi” derdi.

Kamore aslında babasına sarılmak isterdi.
Ama azarlanmaktan, hakaretten o kadar korkardı ki o sarılmayı hiç yapamadı.

Duygusal bir çocuktu. Hiçbir şeye itiraz etmezdi.
Bir köşeye çekilip sessizce ağlardı.
Oysa yüreği kocamandı. Dev gibi bir yüreği vardı.

Babadan şefkat görmediği için,
köyde ne olursa olsun hep kendini suçlu hissederdi.
Arkadaşları “Haydi şuraya gidelim” dese, o “Yok” demezdi.
Çünkü “Yok” derse yine azarlanacağını bilirdi.

Kamore sessizce dinlerdi.
İçinde kopan fırtınaları kimse bilmezdi.
Bir gece kendi kendine şöyle düşündü:
"Bu köyde ne yaparsam yapayım kimse beni anlamayacak.
Ben ekmeğimi başka yerde arayacağım."
Ve kararını verdi: İstanbul'a gidecekti.

Gurbetin İlk Günleri

Yanına birkaç parça eşya,
annesinin duasını, babasının kırgınlığını ve köyünün hasretini aldı.
İstanbul'a vardıktan sonra Tekirdağ'da yol yapım işlerinde çalışan işçilerin arasına katıldı.

İş ağırdı: yağmur suyu kanalları, kaldırımlar,
menfezler, beton, toprak, çamur...
Ama Kamore bunların hiçbirinden şikâyet etmedi.

Patronun Dikkatini Çeken Adam

Bir öğle vakti işçiler yemekhaneye gitmişti.
Herkes dinlenirken Kamore elindeki küreği bırakmamıştı.
Şantiyenin sahibi lüks Mercedes'iyle geçerken camdan baktı:
Herkes durmuştu, bir kişi çalışıyordu.

Ertesi gün yine aynı manzara. Patron dayanamadı, arabasını durdurdu.
— Oğlum, ne yapıyorsun?
— Çalışıyorum ağabey.
— Millet yemek yiyor, sen niye çalışıyorsun?

Kamore tebessüm ederek hayatının en önemli cümlesini kurdu:
"Siz bize ekmek veriyorsunuz. Çay veriyorsunuz.
Yatacak yer veriyorsunuz.
Üstüne bir de maaş veriyorsunuz.
Ben bunun karşılığında nasıl çalışmayayım?"

Patron uzun süre sustu. Böyle bir işçi hayatında görmemişti.

Şantiye Şefi Kamure

Aradan haftalar geçti.
Patron Kamore'ye sordu:
"Urfa'dan bana kaç kişi getirebilirsin?"
— Ne kadar istersen o kadar.
Kamore köyüne döndü. Akrabalarını,
komşularını, arkadaşlarını topladı ve hepsini Tekirdağ'a götürdü.
Bütün arkadaşların Yol masraflarını dahi kamora ödedi.

Yıllar içinde Kamore sıradan bir işçi olmaktan çıktı.
Şirketin yol işleri, parkları, peyzaj çalışmaları,
kaldırımları, yağmur suyu hatları...
Hepsi onun kontrolüne verildi.
Artık şantiye şefiydi.
İşçiler ona danışır, mühendisler fikrini alır,
patron gözünü kapatıp ona güvenir oldu.
Tekirdağ'ın birçok yolu onun emeğiyle yapıldı.

Liderlik ve Dönüş

Kamure sertti ama mertti.
Kimsenin hakkını yedirmezdi. İşçisinin maaşını takip eder,
hastalanan olursa önce hastaneye gönderir,
aç kalan olursa cebinden yemek alırdı.
İnsanlar ona sadece "şef" demiyordu, "abi" diyorlardı.

Yıllar sonra şirket küçüldü, işler azaldı.
Şirket yurt dışına gitme kararı aldı.
Kamore de yorulmuştu.
Bir sabah sessizce valizini topladı,
kimseye kırgın değildi ve doğduğu köye döndü.
Cebinde para, gönlünde ise aynı tevazu vardı.

Köyde birkaç dönüm arazi aldı.
Sabah ezanıyla kalkıp arazisinde çalışırdı,
komşularına yardım etmeye, çocuklarına çalışmanın ve dürüstlüğün önemini anlatmaya başladı.

Gerçek Zenginlik

Bir gün köyün gençlerinden biri sordu:
Kamure amca, hayatında en büyük başarın neydi?

Kamure uzaklara baktı ve gülümsedi:
Evladım...
Benim en büyük başarım şantiye şefi olmak değildi.
Mercedeslere binmek de değildi.
En büyük başarım, alnımın teriyle kazandığım lokmayı çocuklarıma yedirebilmekti.
İnsan öldüğünde arkasında makam değil,
güzel bir isim bırakır.

Yıllar sonra köy meydanında oturan yaşlılar
Kamure'nin ardından hep aynı cümleyi söyledi:
"Çalışkanlık insana kapılar açar;
ama dürüstlük o kapıları ömür boyu açık tutar."…

İmtihan
Kamoren’ın bu dünyadaki en büyük imtihanı evladıyla oldu.
Evladı biraz yaramazdı.
Kamore yine de ondan vazgeçmedi.
Her namazda, her secdede onun için dua etti.
“Allah’ım evladımı bana bağışla” dedi.

Ama kader başka yazdı. Evladı vefat edince Kamore yıkıldı.
Acısını kimseye belli etmedi. İçine attı, içine gömdü.
O günden sonra eskisi gibi olamadı. Sessizleşti, içine kapandı.
Çektiği acı onu hastanelik etti.
Ve çok geçmeden o da vefat etti.

Kamore ömrü boyunca güçlü durdu.
Ama evladının acısını taşıyamadı.

Rabb'im mekanlarını cennet-i Firdevs eylesin.

Video Tour

Location

Kamorenin evi mehmet badıllı

Get Directions
Ad Space 728 × 90