Tarihin Gölgesinde Ali Han Bey’den Arabi Camii’ne Uzanan Serüven
Hakkında
Tarihin Gölgesinde Bir Şanlıurfa Mirası:
Ali Han Bey’den Arabi Camii’ne Uzanan Serüven
Şanlıurfa, kadim tarihi, köklü mimari dokusu ve gökyüzüne yükselen minareleriyle
Anadolu’nun en müstesna şehirlerinden biridir. Kaleboynu Mahallesi’nde yer alan ve halk arasında
"Arabi Camii" adıyla bilinen yapı, hem geçirdiği mimari dönüşümler hem de üzerindeki kitabelerin sunduğu
tarihsel veriler bakımından Urfa’nın kent hafızasında son derece önemli bir yere sahiptir.
Kitabelerin Dili ve Banisinin Kimliği
Günümüzde Arabi Camii olarak tanınan yapının minare kaidesinin batı tarafında yer alan
H.1156 / M.1743 tarihli kitabede caminin Muhammed Fazıli tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir.
Cami iç mekânına giriş kapısının üzerinde bulunan aynı tarihli diğer bir kitabede ise
"Cami'i ziba-yi Muhammed Fazıli" (Muhammed Fazıli'nin güzel camisi) ibaresi yer alır.
Ancak Arabizade Muhammed Fazıli Efendi’nin H.1157 / M.1743 tarihli vakfiyesi incelendiğinde durumun
farklı bir tarihsel boyutu ortaya çıkar.
Söz konusu vakfiyeden, yapının esas adının Ali Han Bey Camii olduğu ve bu kitabelerin aslında caminin
geçirdiği kapsamlı bir onarım sırasında yazıldığı anlaşılmaktadır.
Muhammed Fazıli Efendi vakfiyesinde;
Urfa’daki Ali Han Bey Camii’ni onardığını, yapıya minber, minare ve hemen yanına bir kütüphane eklettiğini kaydetmiştir.
Fazıli Efendi ihya ettiği bu camiye kendi adını vermiş olsa da eser,
zamanla halk arasında banisinin lakabından ötürü "Arabi Camii" adıyla anılır olmuştur.
H.1138 / M.1725 ve H.1139 / M.1726 tarihli vakfiye kayıtları ise Muhammed Fazıli Efendi’nin aile köklerine ışık tutmaktadır.
Buna göre kendisi, Dabbakhane Camii avlusunun kuzeyinde yer alan İbrahimiye Medresesi’ni yaptıran
Şeyh Hacı Kasım Efendi’nin oğlu Hacı İbrahim Efendi’nin en büyük oğludur.
Orijinal Mimarisi ve Zaman İçindeki Değişimi
Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilen Arabi Camii,
özgün plan şemasında orta kubbenin yanlara doğru tonozlarla genişlediği enine dikdörtgen bir yapıya sahipti.
Nitekim Sultan II. Abdülhamid döneminde (1890’lar) çekilen ve günümüzde İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde
"Yıldız Albümleri" kapsamında muhafaza edilen "Urfa'da Ali Ham (Han) Bey Cami-i Şerifi" alt yazılı fotoğrafta,
caminin bu kubbeli özgün formu açıkça görülmektedir.
Ne var ki cami, 1953 yılında geçirdiği müdahaleyle büyük bir mimari değişim yaşamıştır.
Bu onarım esnasında tarihi örtü sistemi tamamen yıkılmış ve üst örtü betonarme tabliye ile kapatılmıştır.
Yapılan bu köklü müdahaleye rağmen, çapraz tonozla örtülü iki gözlü son cemaat yeri ile özgün minaresine dokunulmamış;
bu unsurlar günümüze ulaşmayı başarmıştır.
Fotoğraflarla Urfa'nın Kent Silüeti
A. Cihat Kürkçüoğlu’nun 1980’li yıllarda çektiği fotoğraflarda Arabi Camii minaresinin kuzey yönünden görünümü
ve çevre dokusu belgelenmiştir. 1960’lı yıllara ait panoramik bir kartpostal ise Urfa’nın zengin mimari silüetini
ve komşu hayrat yapılarını gözler önüne sermektedir.
Bu panoramada Arabi Camii çevresinde yükselen Pazar Camii minaresi,
Dabbakhane Camii minaresi,
Hızanoğlu Camii minaresi,
Cıncıklı Hamam kubbesi,
İbrahimiye Medresesi ve Kumluhayat Hanı gibi yapılar,
kentin yüzyıllar içinde biçimlenen tarihi atmosferini bir bütün olarak tamamlamaktadır.
Sonuç olarak Arabi Camii;
geçirdiği dönemsel onarımlara ve mimari kayıplara rağmen,
taşıdığı kitabeleri, taş işçiliği ve yükselen minaresiyle Şanlıurfa’nın tarihsel ve
kültürel mirasındaki mütevazı ama değerli yerini korumaya devam etmektedir.
Galeri